Tuesday, May 17, 2011

Mavi Kuş


Mavi Kuş

bir mavi kuş var yüreğimde 
çıkmaya can atan 
ama ben ondan güçlüyüm, kal, 
diyorum ona, kimsenin 
seni görmesine izin veremem. 

bir mavi kuş var yüreğimde 
çıkmaya can atan 
ama viski döküyorum üstüne 
sigara dumanına 
boğuyorum, 
fahişeler, barmenler ve 
bakkal çırakları hiçbir zaman 
bilmiyorlar onun orada 
olduğunu. 

bir mavi kuş var yüreğimde 
çıkmaya can atan 
ama ben ondan güçlüyüm, 
yat lan aşağı, diyorum ona, 
ocağıma incir dikmek mi 
niyetin? Avrupa'daki kitap 
satışlarını sabote etmek mi? 

bir mavi kuş var yüreğimde 
çıkmaya can atan 
ama zekiyim, sadece 
geceleri izin veriyorum çıkmasına, 
herkes yattıktan sonra. 
orada olduğunu biliyorum, derim 
ona, kederlenme 
artık. 

sonra yerine koyarım yine 
ama hafifçe öter 
tamamen ölmesine de izin 
vermiyorum 
ve birlikte uyuyoruz 
gizli antlaşmamızla 
ve insanı ağlatacak kadar 
güzel, ama ben 
ağlamam, ya 
siz? 

 
Charles Bukowski

Monday, February 21, 2011

FLIPPED

  Film izlemeyi çok sevdiğim ve sürekli bir şeyler izlemeye çalıştığım halde nadiren sevebileceğim,izlenmeye değer eserle karşılaşıyorum.
  Hani bazen çok mutsuz olursunuz,umutsuz,depresif bakarsınız hayata.Belki de hastasınızdır aynı zamanda.İnsanlara ve sevgiye dair umudunuz tükenmiştir,yorganı burnunuza kadar çeker mutsuz mutsuz tavanı seyrederiz.İşte o zamanlarda çikolata tadında insanı mutlu eden filmler vardır,flipped bunlardan birisi.

  Küçücük yaşta başlayan bir aşkın hikayesi.Başlarda tek taraflı olsa da ergenlik ve yaşanılanlarla beraber farklı bir boyut kazanıyor hikaye.Aşkı kadın ve erkeğin gözünden ayrı ayrı anlatıyor.Bizim olaylara yüklediğimiz anlam ve karşı tarafın algıladığının ne kadar farklı olabileceğini gösteriyor.Aşkın masum halini hatırlamak isterseniz birebir isteğinize ilaç olacaktır.
Benim en sevdiğim karakterler kızımız Julie ve çocukluk aşkı Bryce'ın dedesi.Kendi hayatımda tanısam çok seveceğim insanlar olurlardı eminim.Yazıma filmden bir alıntıyla son veriyor ve izlemenizi tavsiye ediyorum..

"Kimilerimiz soluk, kimilerimiz parlak, kimilerimiz ise ışıl ışıldır. ama çok nadiren rengarenk birisiyle karşılaşırsın ve işte o zaman hiçbir şeyle kıyaslanamaz."

Friday, February 18, 2011

Yazmaya Uyanmak

Bazı günler yazmaya uyanıyorum.Ruhum geceden başlıyor konuşmaya.Rüyamın ortasında bile dile geliyor.Uzun zamandır suskun kalmış,yaptıklarımı uzaktan izlemiş düşüncelerini biriktirmiş ve artık benimle konuşma zamanı gelmiş demek oluyor bu.Genelde hüzün yüklü oluyor konusmalarımız.Sitem birazda.İçim acıyor o konuşurken,duymamak için kulaklarımı tıkama,arkamı dönüp gitme şansım olmuyor.O ağlıyor,bağırıyor,nasihat veriyor,isyan ediyor.

Sebebi benim,sebebi tercihlerim,yaşadıklarım.
Bazen yükselen sesler,değişimimin sancıları oluyor,bazen ifade edemediklerimin,bazen suskunluğumun.
Ne kimseye anlatabiliyorum kendimi,ne içimdeki sese yanıt verebiliyorum.Teselliler dostlar için var insanın kendi yarasına merhem olamıyor.

Bu zamanlarda alt benliğime en güzel hediye yazmak oluyor.Yazdıktan sonra geri dönüp okuduğumda kendime ait olduğunu hatırlayamamak sürpriz oluyor.
Çoğu zaman yazmamın imkansız olduğu anlarda konuşmaya başlıyor benimle.Otobüste,metroda,toplantıda,sokakta vs kağıda dökemediklerim yüreğimi tırmalıyor.
her şeye rağmen seviyorum bu ruh halimi.Uzun zamandır görmediğim bir dostla söyleşmek gibi,kendimi büyüteç altına alıp üçüncü bir gözden bakmak gibi.Akıtamadığın göz yaşlarını,ruhunun derinden gelen sesini yazıya dökmek sıradan bir kağıdı nasıl da kutsallaştırıyor insan için. ..

Saturday, February 12, 2011

Yağmurla Gelen

Yağmur sokaklarda asfaltları parçalıyordu ve ben artık yağmuru sevmiyordum.İfade edemediklerim,çağlar ve damlalara karışırdı içimde,içimi kemirir derin sonsuzluğa açılan
deliklere yol açardı.Kimsenin erişemediği karanlıkta ve özel.Sanki sel oldu benden koptu ve dünyaya düştü.Paylaştıklarım değerini yitirir giderdi hep,benim olmaktan çıkar bütün olurdu ve ben uzaktan eski sevdiğime nefretle bakardım.

Şemsiyesiz yürümüştüm eve kadar ve yüzüme düşen yağmur asit gibi içimi yakıyordu.Artık akmayan göz yaşlarım gibiydi,benden çalınan.Eski dostumun bana hediye ettiği devasa siyah şemsiyeyi düşündüm.Sanki gizli verilmiş bir öğüt gibi dedim fısıldayarak.Hissettiklerinden korun,seni parçalayan kendi hislerin.

Eskiden zevk aldığım her şey canımı sıkmaya başlamıştı.Sigaradan çektiğim nefes bile ciğerimden çok ruhumu yakıyordu.Büyük bir yalnızlık acısına yakalanmıştım ama aslında hiç te yalnız sayılmazdım.Ergen sorgusuyla bunun üstünde duracak değildim,alışmıştım buna da.

Günlerdir ağzımda,beynimde tadı burnumda kokusu vardı kanın.Yediğim kanlı et içimdeki isteği bastırmamıştı,kanım aksın istiyordum.Belki de insan olmaktan cıkardım böylelikle.Damarlarımda rüzgar eser,beynime erişir ve ruhumun yanışına iyi gelirdi belki.

İnsanlıktan mı çıkıyorum yoksa insanlıktan iğrendiğim için çıkmayı mı tercih ediyorum diye düşündüm.Uyum sağlamaya çalışırken kendime olan uyumumu yitirmiş ve huzurumu kaybetmiştim belki de.Çare yoktu.Nefes almaya devam etmem lazımdı ve sefil bir hayat süren sokak ayyaşlarının cesaretinin onda birine sahip değildim.Çaba kaçınılmaz oluyordu,gözlerine bakmaktan iğrendiklerimin gözlerine bakmak cezasına çarptırılmıştım.O gece yağmurun sesi beynimde,yorganı dişleyerek uyuyakaldım.

Rüyamda çimlerden yapılmış bir otoyolda koşuyordum.Binalar,orman,arabalar,ıssız ve kalabalık içiçe geçmişti.Neye yetişeceğimi bilmediğim halde birşeylere yetişmeye çalışıyordum.Yanımdan dev gibi kırmızı bir çalar saat yuvarlandı,hızı yetişebileceğimin çok üstünde.Herşey çok mantıklı ve aşırı derecede mantıksızdı.

Yanımdan hızla takım elbiseli bir adam geçti ve aniden önümde durdu.Yolumu kesen adam takım elbiseli bir tavşandı ve köstekli saati kırılmış,cebinden aşağıya doğru sallanıyordu.Alice harikalar diyarındaki tavşandı üstelik ve zamanımı çaldığı için huzursuzdum.Meşgul olması gereken oydu fakat rolleri değişmiştik.

"Ne istiyorsun" dedim."Dur bakalım" dedi "koşmana gerek yok.Hem neye yetişmeye çalışıyorsun allah aşkına?"

Soru başından beri aklımdaydı fakat cevabını bilmiyordum.Sıkılmış gözlerle izliyor aynı zamanda yanıt vermemi bekliyordu.

Bilmiyorum dedim,sadece koşmam gerekiyor.Yanıtını yolun sonunda bulacağım.
Seni aptal dedi kolumdan tutarak yolun kenarındaki devasa ağacın altına sürükledi.Otur bakalım.
Yolun sonunda hiçbir şey bulamazsın.

Sinirlenmeye başlamıştım.Ne demek bulamam?Boşuna mı koşuyorum bütün yolu?

Gözlerini devirerek dalga geçti."İşin özünü yanlış anlamışsın.Zaten insanlar büyüdükçe aptallaşırlar,keşke biraz farklı olsaydın diğerlerinden.
Yol zaten istemesen de biter,bazılarına hızlı bazılarına yavaş.Bunun için çabalamana gerek yok.Sadece yürü yeter.Yolun sonunda bulacağın,yolda elde ettiklerinden ibaret olacak."

Her zaman yaptığım muhalifliğimi bir kenara bırakarak ne demek istediğini düşündüm,düşünürken söylediklerine cevap vermeye yeltenmedim,vedalaşmadan uzaklaştı yanımdan.
Önümde arkadaşlarım,insanlar,yaşadıklarım,geçmişim sanki seri üretim yapan bir makinanın raylarında paketlenmeye hazırlanan ürünler gibi yolun üstünden akıyordu sona doğru.

Paketlenmek dedim kefenle veya tabutla.Sevimsiz bir hediye paketinin başına gelenler gibi ortalıktan aceleyle kaldırılmak.
Peki intihar?Paketin içinin boş kalması mı?Belki de benden ayrı bir ben gelecekte oturmuş geçmişten gelecek o paketi bekliyordur.

Çimlerin üstüne uzanıp gözümü yoldan çevirdim.Islaktı her yer ve sonsuz yeşildi.Yağmur dedim hep peşimde.Yağmurdan nefret etmediğim zamanları anımsamaya çalıştım bir süre.Neden insan mutsuzluklarını efsaneleştirir de arada yaşadığı mutlulukları da öğütür?Yorgunluk mu yolu eli boş bitirmenin sebebi yoksa korku mu?Öğrenmenin,büyümenin,olgunlaşmanın tadından vazgeçip hareketsizce hayatı izlemeye ne zaman başladım acaba?

Rüyam çalan saatle beraber sabaha gözlerimi açmamla son buldu.Sorular,düşünceler tükenmemiş,cevap bulamamış,koşmam için beni zorlayan sebepler hala peşimi bırakmamıştı.
Burnumda ıslak toprağın kokusu ve bir bardak suya eşlik eden antidepresanla hayat(koşu) yeniden başlamış oldu.

Monday, April 12, 2010

Sesimle Dalga Geçen Herkesi Kınıyorum

Bozdunuz arkadaş psikolojimi,çocukluğumda da yaşadım bu sorunu bol bol,freaklikte sınır tanımayan ilkokul öğretmenim sürekli korolarda kalın ses güruhuna dahil etmeye çalışır,müzik öğretmenim şarkı söylemeye zorlar bütün sınıfın önünde rezil ederdi.
Kalın işte arkadaş ne var bunda?Kelli felli adamın viyaklamasından beter olamaz herhalde dimi?(dimi?)
Uzun zamandır yüzüme vurulmuyordu,dün kankamın yavşak bir ses tonuyla mehmehmeh diye gülerek travestiyle konuşur gibi oldum demesiyle telefonu yüzüne kapattım ve sabah yanıma gelip sürtünerek gönlümü alasıya kadar küslüğümü devam ettirdim.
Ama olmaz yani bu kadar,günün öğle saatlerinde başka bir arkadaşın telefonda noldu la telefonun mu bozuldu,o ses ne travesti gibi demesiyle yıkıldım,telefonu yenisini almak zorunda kalmamak için fırlatmadım ama aynı şiddette çantama atıp ağlayarak kaçtım.
 Yok mu bu işin estetiği falan?Kendime konuşmama yasağı koyacağım bu gidişle!

Tim Burton candır


Tim Burton hep aynı oyuncularla çalışıyor yeaaa diyerek kınalı Burton'uma laf eden ama Pedro Almodovar adı geçince hürmeten 2 rekat namaz kılan arkadaşlarım,Pedro'da aynı oyuncularla çalışmıyor mu lan sürekli?Liste dökerim buraya kızdırmayın beni Allahsızlar.
(dünyanın en yüzeysel insanı olmak)





Friday, March 26, 2010

Açık Öğretim İşkencesi

Nerden bulaştım şu açık öğretim olayına bilmem.Zaten işin var,diploman var,bu okulun sana getirisi yok denecek kadar az.Ne diye başlarsın?Amaaaan açık öğretim mezunu da kendini üniversite mezunundan sayıyor laflarım döndü beni tırmaladı.Zormuş yahu,pis işmiş.Yıllarca bilgisayar konusunda eğitim alınca,çalışma sistematiği ona göre oluşunca yeni bir bölüm,yeni dersler insanı apıştırıyor.Gerçekten dersler zor değil,ama nedense insanın ümüğünü sıkıyormuş hissiyatı oluşturuyor.O kadar çok çift dikiş espirisi yaptım ki etrafımdakilere,şimdi herkesin gözü benim alacağım notların üstünde.Tedirginim,köşeye sıkıştırıldım,sıkıldım,bahar geldi vs..
Ders çalışmaya çalışmam gerekirken kendimi değişik durumlarda buluyorum:

Köşeye kaldırılmış yazlık kıyafetlerimi çıkartıp,hepsini denemek
25 yıldır yemek yapmakla alakam olmamasına rağmen,yemek tariflerini inceleyip yapmaya çalışmak
Kitaplığımdaki kitapları kendi kronolojik sırama göre yeniden düzenlemek.
1 aydır elime almadığım fotoğraf makinasını cazip bulup fotoğraf çekmeye başlamak.
Zihnimi açsın diyerek kahve almaya çıkmak akabinde saatlerce eve dönmemek için çabalamak.
Bilgisayardaki fotoğraf,müzik,film arşivini düzenlemek.
Yoyo çalışmaları yapmak.
10 yıldır aklıma gelmeyen insanları arayıp,sormak.
Gossip girl izlemek (çaresizliğim büyükmüş).
Her gün koşarak eve giderken,aniden sosyalleşip eve girmemek.
Anlamsızca mynet oyunları oynamak.
Evlendirme programlarını izleyip,sinirlenmek(beynin geri dönüşü olmayacak yola girmesi)
Oje sürmek.
Bir cümle okuyup arkasından dersin bitmesine kaç ünite kaldı diye bakmak.
Msn'de online olan insanların iletilerini listeye dökmek.
5 dakikada bir tartılmak.
Uyumak.
Tarot destesini çıkartıp anlamsızca fal bakmak.
...
İmdaat!